Türk Edebiyatının bir klasiği olan Çalıkuşu ile açılışı yapmak istedim. Nedendir bilmiyorum ama benim klasik kitaplara karşı bir ön yargım var. Off bu çok felsefi duruyor, dili ağırdır gibi gereksiz nedenlerle bir türlü okumaya yanaşmıyordum. Bu kitapla birlikte o düşüncem yerle bir oldu diyebilirim. Arkadaşımın ısrarı ve Kanal D'de yayınlanan dizisi sayesinde okumaya başladım ve çok mutluyum. :) Klişelerin çok olmasına rağmen çok güzel bir kitaptı bence. Feride'nin yaramazlıkları, keskin dili ve Çalıkuşu olma hikayesini katıla katıla gülerek okudum. Artık kendimi Feride'yle bütünleşmiş gibi bir şey hissediyorum..
(Bundan sonrası spoiler içerir, uyarmadı demeyin.)
Kitabın ilk başlarında Feride'nin hareketli ve yaramaz çocukluk döneminden bir genç kıza dönüşmesini anlatıyor. Her ne kadar koca genç kız olsa bile hala eski haylazlıkları devam etmekte. Sürekli göçebe bir hayat süren Feride, İstanbul'a göçmeden önce altı yaşındayken annesini kaybeder. Bundan sonra da babası Feride'yi Besime teyzesinin yanına götürür. İstanbul'da da yaramazlıklarını sürdüren Feride, teyzesinin oğlu olan Kamran'a karşı bir cesaretsizliği vardır. Kamran ise elinden kitabını hiç düşürmeyen, uslu, hanım evladı bir çocuktur. Dokuz yaşında babaannesini kaybedince Sör Mektebi'ne yazılır. Okula başladıktan kısa bir süre sonra da babasını kaybeder. İyice yetim kalır. Feride'nin Çalıkuşu adıyla çağrılmaya sürekli dallarda dolaşmasıyla Sör Mektebindeki öğretmeninin “Bu kız insan değil ÇALIKUŞU” demesiyle başlamıştır...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder